 Baro Başkanı Av.İbrahim Kerem ERTEM'in Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı Çalıştay'ına sunmuş olduğu rapor aşağıya çıkarılmıştır.

BATI KARADENİZ BÖLGESİ PLANININ (RAPORUNUN) DEĞERLENDİRMESİ
BİLGİ
TR 81 Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı 2010-2013 Batı Karadeniz Bölge Planı, özet anlamıyla ve belli başlıklara atıf yapılarak değerlendirilmiştir.
Değerlendirmede, atıf yapılan kısımlar yazı metni içine alınmıştır.
GİRİŞ
TR 81 Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı 2010-2013 Batı Karadeniz Bölge Planı giriş kısmında, planın oluşum süreciyle ilgili olarak; “Plan hazırlanırken önceki dönemlerde bölgeye dair yapılmış olan çalışmalardan faydalanmak, izlenen yöntemlerden birisi olmuştur. Buna ek olarak bilgilerin güncellenmesi amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlardan sorumluluk alanlarıyla ilgili veriler edinilmiştir. Katılımcılık ilkesi çerçevesinde illerde çalıştaylar yapılmış, bölgede bulunan belediyeler, kaymakamlıklar, bölge müdürlükleri, il müdürlükleri, Esnaf ve Sanatkâr Odaları, liman işletmeleri, KOSGEB, üniversiteler, sendikalar, OSB Müdürlükleri ve sivil toplum kuruluşları ile yüz yüze görüşmeler yapılmış, soru kâğıdı uygulanması yöntemi ile 71 adet görüşme gerçekleştirilerek GZFT analizi ve stratejilere bölgedeki aktörlerin görüşleri alınarak yön verilmeye çalışılmıştır” şeklinde bir yaklaşım sergilenmiştir.
Zonguldak Barosu Başkanlığı düzeyinde, böyle bir çalışmaya katkımız istenilmemiştir; oysa hukukçuların da “kalkınmanın sürekliliği” adına söyleyecek sözleri vardır; bu sözleri söylemek üzereyiz.
1.BÖLÜM:
PROGRAM (PLAN) DEĞERLENDİRME DETAYLARI
Öncelikle, bu programın çalışma alanlarının incelenmesinde, “Hukuk, Adalet ve İnsan Hakları, Adalete Erişim” gibi başlıklara rastlayamadık. Eğer, kentleşme olgusu bir ilke olarak göz önüne alınacaksa “…Bu sebeple bölgede kır ile kent arasında yerleşim yeri özellikleri görülmekte, kentlilik bilinci de oluşamamaktadır”( 13.sayfa) mutlaka ve mutlaka, hukuk ve adalet kavramlarının somuta yansıması, insan hakları meselesi ve kentleşmede hukukun yerinin tesbiti gerekir. Eğer, ekonomik sürdürülebilirlik, çevre bilinci ve sürdürülebilir kalkınma ile çok sektörlülük üzerinde duruluyor ise; mutlaka hukuk uygulamalarına ağırlık kazandırmak da şarttır.
(ÖNERİLER:Sektörler arası mevzuat eğitimleri, mevzuat değişikliği çalışmaları, bölgeye dair yeni hukuki yaklaşımlar, adalete erişimin desteklenmesi vb).
Plan ile ilgili değerlendirmelerimiz “XI” başlık altında toplanmıştır:
I-)Sürdürülebilir Kentleşme Üzerine
II-)Alternatif Sektörler Değerlendirmesi
III-)Kentlilik Olgusu
IV-) Çevresel Faktörler, Coğrafi Yapı, Hukuki Sorunlar
V-) Madencilik Sektörü Açısından Alternatifler
VI-)Madencilik Özel Mülkiyet İlişkisi
VII-) Kobiler Açısından Değerlendirme
VIII-)Ulaşım İmkanları Açısından Rapor
IX-)Vadi Projesi
X-) Güçlü-Zayıf Yönler İncelemesi
XI-) Temel Hedefler Açısından İnceleme
XII-) Kent-Kır Bağı
I-)Sürdürülebilir Kentleşme Üzerine:
Bilindiği üzere, sürdürülebilir kentsel şartlar, uluslararası kentleşme politikalarının önemli köşe başlarından biridir Sürdürülebilir Kalkınma stratejilerinde takip edilecek yollardan biri de Aalborg Şartıdır. Bu konuda özellikle Aalborg Şartı, sürdürülebilir kentleri ve kasabaları şekillendirmektedir:
“Aalborg Şartı Sürdürülebilirliğe Doğru Avrupa Kentler ve Kasabalar
Şartı (Aalborg Konferansı, 1994)
I. Bölüm: Uzlaşma Deklarasyonu: Sürdürülebilirliğe Doğru Avrupa
Kentleri ve Kasabaları
– Sürdürülebilirliğe Doğru Kentsel Ekonomi
– Avrupa Kentleri ve Kasabalarının Rolü Sürdürülebilirlik Kavramı
ve İlkeleri
– Sürdürülebilirliğe Doğru Yerel Stratejiler Sorunların Dışa Açık
Müzakerelerle Çözümlenmesi
– Kentsel Sürdürülebilirlik için Toplumsal Adalet
– Sürdürülebilir Arazi-Kullanım Biçimleri
– Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Modelleri
– Küresel İklim için Sorumluluk
– Ekosistemlerin Toksifikasyonunun Önlenmesi
– Bir Önkoşul olarak Yerel Öz-Yönetişim Anahtar Aktör olarak
Yurttaşların ve Toplumun Etkin Katılımı” sağlanmaktadır.
Türkiye’de 9 adet Yerel yönetim Birimi “Bursa Büyükşehir Belediyesi, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Hakkari, Mardin (Dikmen), Siirt, Çorum Valiliği, Marmara Belediyeleri ve Boğazları Birliği” Aalborg Şartını imzalamıştır (Lefkoşa da Şartı imzalayan kentlerden biridir). (www.bayındırlık.gov.tr sitesinden alınmıştır; erişim, 06/07/2010 saat 23.24)
Sürdürülebilir Kalkınma amacı, özellikle tabiat varlıklarının, insan hayatını sürdürmesinde taşıyabileceği yükün farkındalığında yatmaktadır. Başka bir deyişle, insan yaşamının kaliteli ve refah içinde sürdürülmesi adına, çevre bilincinin gerektirdiği koruma tedbirlerinin alınması ve yaşam standartlarının tabiatın taşıma kapasitesine göre ayarlanması gereğini içselleştirmemiz gerekiyor. Sürdürülebilir Kalkınma ilkelerinden biri de toplumsal adalet kavramının, ekonomik sürdürülebilirlik ve eşitlik kavramlarının birlikte ele alınmasıyla şekilleneceğine olan inançtır.
Buradan hareketle, “2010-2013 dönemini kapsayan Batı Karadeniz Bölge Planı’nın vizyonu “İçselleştirdiği Girişimcilikle Sektörel Çerçevesini Genişleterek Yeni İstihdam Alanları Yaratmış ve Yaşam Kalitesini Yükseltmiş Rekabetçi Bir Bölge Olmak” olarak belirlenmiştir. Belirlenen vizyona ulaşılması aşamasında şu temel değerler esas alınacaktır:
Çok sektörlülük
Katılımcılık
Sürdürülebilir kalkınma” şeklinde özetlenen “PLAN VİZYONU, TEMEL İLKE VE AMAÇLAR” genel ilkeler ışığında ve uluslar arası yansımalar çerçevesinde değerlendirilecektir.
II-)Alternatif Sektörler Değerlendirmesi:
Bölge Planında, madencilik ve demir-çelik sektörlerine değinilmiş ancak alternatif sektörler üzerinde de durulmuştur. Bu yaklaşım şöyle özetlenmiştir:
“Batı Karadeniz Bölgesi için hazırlanan Bölge Planı, katılımcılık ilkesi gözetilerek hazırlanmıştır. Sürdürülebilir bir sosyal ve ekonomik kalkınmanın hedeflendiği planda vurgulanan temel hedef, madencilik ve demir-çelik sektörleri ile birlikte, potansiyel arz eden alternatif sektörlerin de geliştirilerek bölgenin en büyük sorunu olan istihdam ve göç sorununun çözülmesidir. Planda bölgenin geleceğine yön verecek diğer stratejiler bu çerçevede belirlenmiştir”. Bu yaklaşım, madencilik ve demir-çelik sektörlerindeki ulusal ve uluslararası kırılgan yapıların sürdürülebilir kalkınma değerleri ve ilkeleri açısından, anılan bu sektörlere dayalı bir yapının çok da ön planda tutulmayacağı sinyallerini vermektedir. Çalışmada demir çelik sektöründeki istihdam gelişmesi (2000 yılındaki değer, %27 iken bu oran 2009 yılında %32 olmuştur) grafik olarak yansıtılmaktadır fakat oransal artışın, özellikle gemi sektöründeki son olumsuz gelişmeleri içerip içermediği anlaşılamamıştır. (Grafikler rapordan alınmıştır).
2000 YILI 2007 YILI
Planda (Raporda), özellikle, KOBİ tarzında yürütülen işletme faaliyetlerine değinilmektedir (13.sayfa).
Yine bu tür organizasyonların desteklenmesi gerektiği üzerinde durulmakta ve AR-GE faaliyetlerinin özendirilmesi gereğine işaret edilmektedir:
“KOBİ’ler arası ortak hareket kültürünün oluşturulması, bölgede bulunan üniversiteler yardımıyla gereken teknik desteğin kendilerine sağlanması, üniversite-sanayi-kamu işbirliğinin oluşturularak Araştırma Geliştirme Merkezleri ve laboratuarların kurulması bölgenin istihdam ve göç sorunlarına çözüm getirebilecek uygulamalar olarak görünmektedir”.
Araştırma Geliştirme çalışmalarının merkezler ve laboratuarlar şeklinde kurulması gerektiği inancı yerinde olmakla birlikte, “BİLİMPARKLARIN VE TEKNOPARKLARIN” kurulmasını hızlandıracak ulusal/milli bir politikanın geliştirilmesi gerekmektedir.
ARGE merkezlerinin kurulmasına yönelik olarak mevcut programların tanıtımında ve geliştirilmesinde daha proaktif davranış sergilenmeli ve bu girişim tek elden organize edilmelidir. Bilindiği üzere, ARGE girişimlerine TÜBİTAK tarafından uzun vadeli maddi yardım ve hibe programları uygulanmaktadır; bu programların tanıtım ve yaygınlaştırılmasına hız verilmelidir.
III-)Kentlilik Olgusu:
Kentlilik olgusunun yerleşmesi adına, kırsaldan kente yönelimin teşvik edilmesi gerektiğine dair tespitlere katılmak mümkün değildir. Özellikle planın 13.sayfasında, “…Bartın ve Zonguldak İllerinde kentsel nüfus kırsal nüfustan daha azdır. Bu durum ilk başta akıllara kırsal nüfusun fazla olduğunu, dolayısıyla tarımsal faaliyetlerin sanayi faaliyetlerinden çok daha yoğun bir biçimde gerçekleştirildiğini getirse de aslında durum böyle olmayıp adı geçen illerde kentsel ve kırsal alanların bütünleşmiş bir yapı sergilemesi ve mesafelerin kısa olması nedeniyle, kentlerde çalışan nüfusun önemli bir kısmı kırsal alanlardaki düzenini bozmaya gerek görmemektedir. Bu sebeple bölgede kır ile kent arasında yerleşim yeri özellikleri görülmekte, kentlilik bilinci de oluşamamaktadır” tespiti, tam anlamıyla gerçeği yansıtmamaktadır.
Kentlilik bilincinin artırılması adına, tarım, hayvancılık veya seracılık faaliyetlerinin zaten giderek terk edilmeye başlandığı bölgemizde, kente göçün tercih edilmesi anlamına gelecek bu yaklaşımı yerinde bulmadığımızı ifade ediyoruz. Zonguldak İli, %45’lik bir oranla kentli nüfusa sahiptir. TÜİK adrese dayalı nüfus sayımı 2008 yılı verilerine göre, Türkiye nüfusunun %75’lik oranı kentlerde yaşamaktadır.
Buna paralel olarak, kırsal değil; kentsel bir göç isteniyorsa, mutlaka kırsala dayalı ekonomik kalkınma modellerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilir çok sektörlülüğün kırsal kesimde de yoğunlaştırılması gerekiyor. Yani, kentleşme olgusunun daha dinamik ve enerjik bir forma kavuşması, kente göçten çok; kent içi şehircilik anlayışlarının ve şehir anayasalarının kabullenmesinden geçiyor. (Bknz. Zonguldak Barosu Kentlilik Anlayışı, Şehir Anayasası, www.zonguldakbarosu.gov.tr)
IV-) Çevresel Faktörler, Coğrafi Yapı, Hukuki Sorunlar:
Planda (Raporda), 14.sayfada, bölgenin, coğrafi yapısı hakkında yapılan tespit gerçekten vizyonu ortaya koymakta çok yardımcıdır.
“Bölge, 1830’dan beri bölgedeki mevcudiyeti bilinen zengin taş kömürü, yeraltı kaynakları ve buna bağlı olarak gelişmiş demir-çelik endüstrisiyle tanınmaktadır. Gerek mevcut doğal kaynaklar ekonomik yapıyı bu doğrultuda şekillendirdiğinden, gerekse parçalı arazi yapısı nedeniyle tarım arazilerinin kısıtlı olması ve tarımsal örgütlenme ile kurumsal yapıdaki eksikliklerden dolayı Batı Karadeniz Bölgesi ülkede tarım dışı kesimlerin ağırlık kazandığı sayılı bölgelerdendir.
Bölgenin % 63'ünü kaplayan orman ve fundalık alanları doğa turizmi ve ormancılık faaliyetleri açısından önem arz etmektedir. Orman alanlarının yoğun olduğu bölgede tarıma elverişli alanlar ise oldukça sınırlıdır. Kısıtlı alanlarda yapılan tarım ve hayvancılık faaliyetleri küçük hacimli işletmeler boyutunda sürdürülmekte ve bölgeye fazla bir ekonomik gelir sağlamamaktadır.
Planda öngörülen önceliklerden biri olan kırsal kalkınmanın sağlanması ise, bölgede tarımsal verimliliğin arttırılması için, organik tarım, seracılık, balıkçılık ve arıcılık gibi, bölgenin iklim, toprak yapısı ve potansiyellerini değerlendirmeye yönelik en uygun seçeneklerin tercihiyle olacaktır”.
Yukarıda, “Hukuk, Adalet, İnsan Hakları ve Adalete Erişim konularında” bu çalışmanın eksik olarak düzenlendiğini söylemiştik. Özellikle, “kıyı kenar çizgisi” ve “tapulu arazilerin, 1970’li yıllardan kalma orman fotoğrafları ile maliklerinin ellerinden alınması” süreçleri, devlet-vatandaş arasındaki güveni zedelemiştir.
Ne yazık ki, 1950’lerden tapu sahibi olan birçok kişi, hatta köyde ikamet eden birçok kişi, hava orman fotoğraflarına göre arazileri üzerindeki mülkiyet haklarını kaybetmişlerdir. Yine kıyı kenar çizgisi sorunları da benzer neticeler doğurmuştur. Şimdi, gelinen nokta itibariyle, bu raporun bahsini ettiğimiz bu eksikliklere cevap vermesi, belki araması da gerekirdi.
Sadece ekseni ekonomik faaliyetler açısından kurmak demek; ekonomi ile doğrudan uğraşmayan birçok kişinin kalkınma sürecinden yararlanmaması demek olacaktır. Rapor bu eksikliği tamamlamalıdır.
V-) Madencilik Sektörü Açısından Alternatifler:
Madencilik Sektöründe önemli görülen madenlerden biri de kuvarstır. Raporda, 960.000.000 tonluk bir rezervden söz edilmektedir. Endüstriyel Hammaddeler Sempozyumu, Köse ve Kızıl (eds) © izmir / Türkiye / 21-22 Nisan 1995 Türkiye Kuvars Kumu Potansiyeline Genel Bir Bakış (İ. Kurşun ve B. İpekoğlu, İstanbul Üniversitesi, Maden Mühendisliği Bolümü) adlı çalışmada (www.maden.org.tr/resimler/ekler/f900db2608fb3ee_ek.pdf sitesinden alınmıştır; erişim, 06/07/2010 saat 00.31) Zonguldak Kokurdan ve Kardeşler rezevlerinin 267.271.875 ton olduğu, “…Üstelik Türkiye'deki cam - döküm kumu üretiminin yanlızca İstanbul ve Trakya'da yoğunlaştığı da düşünülerek, uzak yerlere yapılan taşıma işleminin zorluğu da göz
önüne alınacak olursa, bu bölgenin kumlarının önemi daha iyi anlaşılır. Zonguldak - Merkez - Kardeşler - Kokurdan bölgesi 132.500.000. tonluk bir rezerve sahiptir, %97.84 SİO2, % 0.21 Fe2O3 içeriğiyle cam yapımı için uygun özellikte” olduğu belirtilmiştir.
Kuvars kum rezervlerinin %57 oranı İstanbul çevresinde olduğundan, fabrikalar da bu bölgede yerleştiğinden, Zonguldak İlinin kuvars kumu üretimi yıllık 30.000 ton civarında bulunduğundan, belki ileriye dönük olarak bir projeksiyon geliştirilebilir. Ancak raporda bu konuya eğilinmesi, ilerisi açısından önemli kazanımların kapıda olduğu sinyalini vermiştir.
VI-)Madencilik Özel Mülkiyet İlişkisi:
Raporda, Zonguldak’ta özel mülkiyetin oldukça sınırlı olduğuna yer verilmiştir. Bu önemli bir tespittir.
“1.1.3. TÜRKİYE TAŞKÖMÜRÜ KURUMU
1.1.3.1. TTK SINIRLARI
Bölge ekonomisi üzerinde büyük etkisi olan Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun aynı zamanda bölge içi mülkiyet yapısı üzerindeki etkisi de büyüktür. Zonguldak ili sınırlarındaki taş kömürü havza sınırları 14.04.2000 tarih ve 2000/525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 3000 km2 denizde, 3885 km2 karada olmak üzere toplam 6885 km2 olarak düzenlenmiştir. Havzayı özel mülkiyete kapatan çeşitli kararlara (Havza-i Fahmiye ve Teskere-i Samiye) rağmen havza içindeki araziler özel kişilerce çeşitli amaçlarla kullanılmış ve fiili durumu hukuka uydurma amacıyla 1986 yılında bir yasa çıkarılarak (3303 sayılı Taş kömürü Havzasındaki Taşınmaz Malların İktisabına Dair Kanun) TTK’nın şahsında kömür madenciliğinin kazanılmış hakları saklı tutularak kişilere zilliyetleri altındaki mülklerin tapusu belirli koşullarda verilmiştir. Hâlihazırda Zonguldak’ta özel mülkiyet oldukça sınırlıdır”. Bu sebeple, gerekli şehir yatırımlarının kotarılması, teşvik ve desteklemelerin alınmasına, ekonomik yatırımlara yer göstermede, sektör gereği depo, antrepo ve barınaklara yer ayrılamamaktadır. Raporun 86.sayfasında “…Mülkiyet konusundaki sorunların giderilip söz konusu alanların kent lehine kullanılması durumunda kent daha yaşanabilir ve nefes alabilir konuma gelecektir” düşüncesine/tespitine yer verilmiştir.
Ancak bu sorunun çözümü konusunda gerekli olanların neler olduğu ayrıntılı olarak belirlenmemiştir. En yakın zamanda, Zonguldak ve Mülkiyet Sorunları üzerine bir konferans düzenlenmelidir. Bu konu ciddiyetle masaya yatırılmalıdır.
|
Tablo.7: Yıllar İtibarıyla TTK Taş Kömürü Satışları (Ton) 2005
|
2006
|
2007
|
2008
|
2008 YILI PAYI
|
|
Erdemir
|
135.705
|
15.210
|
48.427
|
23.880
|
% 1,54
|
|
Kardemir
|
282.160
|
290.232
|
350.314
|
336.037
|
% 21,63
|
|
Çates
|
1.004.575
|
934.559
|
1.086.352
|
962.415
|
% 61,94
|
|
Çaykur
|
61.006
|
73.515
|
61.321
|
63.420
|
% 4,08
|
|
Diğer
|
144.203
|
111.542
|
131.634
|
168.085
|
% 10,82
|
|
Toplam
|
1.627.649
|
1.425.058
|
1.678.048
|
1.553.837
|
% 100,00
|
|
Rödövans alımı
|
417.105
|
700.455
|
699.825
|
665.730
|
% 29,99
|
|
Genel toplam
|
2.044.754
|
2.125.513
|
2.377.873
|
2.219.567
|
% 100,00
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu tablo verilerine göre, Özelleştirilmesi düşünülen ÇATES varlığı, %62’lik bir kömür yapı ile TTK’nın önemli alımlarından birini oluşturuyor. ÇATES’İN özelleştirilmesi aşamasında, ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri ve beklentileri ışığında, nasıl bir vizyon çizileceği önem kazanmaktadır. Bugün, özelleştirme havuzunda yer alan bu işletmenin, sürdürülebilir kalkınma gereğince mevcut halde kalmasına mı; yönetiminin özelleştirilmesine mi, kamuda kalmasına mı karar vereceğimizi bilmek gerekiyor.
Elbette, özelleştirme aşamasında gelinen nokta itibariyle, özelleşen bir ÇATES’in, maliyet hesaplarına girmesi ve TTK’dan alım yapmaması da mümkündür. O halde, sürdürülebilir kalkınma ile sektörel çoğulculuk arasında bir tercihe varma gerekiyor; bu da raporun cevap bulması, araması veya ışık tutması gereken bir konusu olmalıdır.
Planda, 29.sayfada, ÇATES’in varlığı net olarak özetlenmiştir. Ancak, ÇATES’çi bir yaklaşım yoktur: “Karabük’teki KARDEMİR ve Zonguldak-Ereğli’deki ERDEMİR Demir ve Çelik Fabrikalarının kendi ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamak amacıyla kurmuş oldukları küçük ölçekli santraller haricinde bölgedeki en önemli enerji santrali Zonguldak Çatalağzı Termik Santrali’dir (ÇATES)”.
VII-) Kobiler Açısından Değerlendirme:
KOBİ şeklindeki işletmelerin Zonguldak İli ve çevresinde ihracat aşamasında başarılı olmaları gereken daha uzun yol olduğu anlaşılmaktadır:
“KOSGEB 2006 Zonguldak saha araştırması sonuçlarına göre KOBİ’lerin %79,01’i ihracat yapmamaktadır. Ayrıca KOSGEB’in ihracat kredisinden 2009 yılı içerisinde yararlanan KOBİ sayısı 11'dir. Aynı araştırma sonuçlarına göre KOBİ’lerin internet kullanım oranının %82 ve web sayfası sahibi olma oranının %30 olduğu ortaya çıkmış, e-ticaret yapma oranının ise sadece %3,45 olduğu belirlenmiştir. Ortaya çıkan bir diğer sonuç da kurumsallaşma kültürünün gelişmemiş olduğudur, zira KOBİ’lerin yalnızca % 23’ü profesyonel yönetici kullanmakta ve işletme sahiplerinin sadece %27’si üniversite mezunu durumundadır. Bölgedeki KOBİ’lerde teknoloji kullanım oranının düşüklüğü tespit edilmiş, kurumsallaşma ve profesyonellik konusunda eksiklikler olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca ihracat konusunda gerek ve yeter şartlar oluşmuş olmasına rağmen yeterli düzeyde ihracat seviyesine ulaşılamamıştır. Bu durum KOBİ’lerin kalifiye işgücü istihdam etmemeleri, teknolojiyi yeterli kullanmamaları ve rekabet edebilir ürün üretmemeleri gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır
Bölgedeki KOBİ'lerin yerleşim durumları ve OSB-KSS'lerin doluluk oranları incelendiğinde ciddi bir kümelenme sorununun olduğu ortadadır. Ayrıca bölgede ortaklık kültürünün çok gelişmediği, ortak tesis, ekipman ve işgücü kullanımının hemen hemen hiç olmadığı görülmektedir” (Rapor 21.sayfa).
Gerçekten de işletmelerin yerleşim alanlarının şehir içinde kalmaları, şehir çıkışında yapılan OSB’lerine geçişin sınırlı olduğu bir vakıadır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, ulaşım, depolama ve iletişim eksikliklerini tamamlamamız gerekmektedir.
Bu anlamıyla, gerçekten de SERBEST BÖLGE belirlenmesine hız vermek yerinde olabilir. İmalat sektöründe, demir-çelik, gıda, orman ürünlerinde patent sayısındaki azlık, yetersiz organizasyonlar, aile şirketi benzeri yapılanmalar, ortaksız girişimler, bölgenin ekonomik demokrasisini eksik kılmaktadır.
Bunun yanı sıra, kültürel alanlarda (yayın, baskı, kongre turizmi vb) serbest bölge yapılanmaları düşünülmelidir. Vergi, sigorta muafiyet ve istisnaları, depo ve iletişim desteklemeleri, bunlardan da önemlisi belki, şirketleşme hukukunun sürekli eğitim ve desteklenmesi projelerine hız verilmelidir.
Planda, 21.sayfada, Kobilerin kurumsallaşamadığı üzerinde durulmaktadır: “…Ortaya çıkan bir diğer sonuç da kurumsallaşma kültürünün gelişmemiş olduğudur, zira KOBİ’lerin yalnızca % 23’ü profesyonel yönetici kullanmakta ve işletme sahiplerinin sadece %27’si üniversite mezunu durumundadır. Bölgedeki KOBİ’lerde teknoloji kullanım oranının düşüklüğü tespit edilmiş, kurumsallaşma ve profesyonellik konusunda eksiklikler olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca ihracat konusunda gerek ve yeter şartlar oluşmuş olmasına rağmen yeterli düzeyde ihracat seviyesine ulaşılamamıştır. Bu durum KOBİ’lerin kalifiye işgücü istihdam etmemeleri, teknolojiyi yeterli kullanmamaları ve rekabet edebilir ürün üretmemeleri gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır”. Çok yerinde bir tespittir.
Bu konuda, “markalaşma” ve “yönetimin özelleşmesi/özenleşmesi” mantığının yerleşmesi adına ciddi yatırımlar ve akademik, pratik uygulamalar yapılmalıdır. Zonguldak Barosu olarak bu konuda yetkin desteği vermek isteğindeyiz.
Enerji alanında, özellikle, Metan ve kömür türevlerine daha eğilinmesi gerekmektedir. Bu konuda, maliyet ve ekonomik taleplerin de yön verdiği bu alanda, daha ciddi çalışmaların beklentisi içinde bulunduğumuzu ifade etmekteyiz.
Zonguldak’ta yürütülen özel sektör Termik santralleri inşaatlarının ve üretime geçtikten sonraki çalışma prensiplerinin, toplumsal adalet ilkesi (raporun temel dayanaklarından biridir) gereğince, raporda ele alınmadığı görülmektedir. Yapım süreçlerinde ve üretim sonrası çevre kirliliği-insan sağlığı konularında ciddi yakınmaların, şüphe ve endişelerin hakim olduğu bu sürecin, acilen cevaplanması ve teminatların verilmesi gerekiyor. Bu konuya yönelik bir eğilim raporda görülmemektedir.
Özellikle raporda (32.sayfa) “Hava Kalitesi” başlığı altında, ciddi bir hava kirliliği verisine ulaşılamadığı söylenmektedir. Rapor, oldukça devletçi bir yaklaşımı içermektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz hususlara yer verilmesini beklerdik.
VIII-)Ulaşım İmkanları Açısından Rapor:
Demiryolu açısından rapor; bir beklentiyi cevaplamaktadır: İstanbul-Zonguldak Tren Yolu Projesi: “…Ayrıca bölgede üretilen malların ticari merkezlere dağıtımı ve bölgeye hammadde sevkiyatı sağlamak amacıyla bölgenin demiryoluyla özellikle Marmara Bölgesine bağlantısı gerekmektedir. Bu sebeple DLH bünyesinde bir proje hazırlanarak Adapazarı-Karasu-Akçakoca-Ereğli-Zonguldak-Bartın arasında 250 km uzunluğunda ve 7 senede bitirilmesi hedeflenen demiryolu projesi yapılmıştır ve Sakarya-Karasu arasındaki 50 km uzunluğundaki ilk etabının ihalesi gerçekleştirilmiştir. Ancak Zonguldak-Bartın arasındaki hattın ikinci etap olarak yatırım planına alınmasıyla birlikte bölge ihtiyaç duyduğu yeni demiryolu hattına kavuşturulmuş olacaktır”.
Ekonomik kalkınma, sürdürülebilir çok sektörlülük adına, temel argümanlardan biri olan “ulaşım gerekleri” böylelikle yeni ve farklı bir alternatife ve renge kavuşacaktır.
IX-)Vadi Projesi:
Çalışmada, 36.sayfada, milli bazda, “AB ile ortaklaşa yürütülen bir çalışmaya atıf yapılmıştır:“Avrupa Birliliği uyum süreci kapsamında hazırlanan TINA-2020 (Türkiye’nin Ulaşım Altyapı İhtiyaçlarının Belirlenmesi) projesi kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye’nin mevcut durum analizi yapılmış ve ileride oluşabilecek olası senaryolar değerlendirilerek yatırım yapılması öngörülen alanlar ve öncelikler tespit edilmiştir”. Ardında Filyos Projesine değinilmiş; projenin birçok alanda çalışmalara konu olacağı belirtilmiştir:
“Filyos Vadi Projesi
– Liman Bölgesi,
– Rafineri Bölgesi,
– Enerji Santrali Bölgesi,
– Serbest Bölge,
– Organize Sanayi Bölgesi,
– Küçük Sanayi Bölgesi,
– Tarım Alanları,
– Yerleşme Alanları Ve Yeşil Alanlar,
– Askeri Sahalardan oluşması planlanmaktadır “
Bu durumda, projeye başlanılmamış olunması ile yukarıda belirtilen TINA-2000 projesi ile vadi projesinin çelişki içinde olup olmadığının açıklanması da gerekmektedir. Bununla ilgili ipucu yoktur.
Filyos Vadi Projesinin başlatılması adına yapılan çalışmaların tam olarak hedefe yönelik ne aşamada kaldığı bilinmemektedir. Yada bu projenin kapsamı, nitelik, alt yapı ve vizyonu konusunda Zonguldak özelinde yeterli bilgilendirme çalışması yapılmamıştır. Birçok kişi bu projenin gerçekleşmeyeceğine inanmış gibidir. Gerçekten bu projenin maliyetinin, ulusal ve uluslar arası ekonomi, ticaret ve güç odaklılık çerçevesinde olabilirliğinin de anlatılması gerekir. Ortaya ciddi ve kapsamlı bir kalkınma modeli veya modelleri getirilmelidir. Belli alanların desteklenmesi, güçlendirilmesi ve katma değeri böylece yaratmanın yolları aranmalıdır.
X-) Güçlü-Zayıf Yönler İncelemesi:
GZFT ANALİZİ yapılmış ve Bölgenin (Zonguldak- Bartın- Karabük) öncelikli sektörler güçlü yönler belirlenmiştir:
– “Bölgede yıllardır yerleşmiş bir madencilik kültürünün bulunması
– Ülkenin en önemli taş kömürü rezervlerinin Zonguldak Havzası’nda bulunması
– Cam yapımında kullanılan kuvars kumu rezervlerinin fazla olması
– Taş kömürü haricinde kuvarsit, mermer, dolomit, metan gazı, kuvarsit kumu şiferton rezervleri açısından da zengin bir bölge olması
– Yerleşmiş demir-çelik kültürüne sahip olması
– Erdemir T.A.Ş. , Kardemir A.Ş. ve TTK gibi büyük kurum ve kuruluşların bulunduğu bölgenin makine imalat sektörünü geliştirmiş olması
– Gelişmiş tersanecilik becerisinin olması
– Demir-çelik sanayinde gelişmiş insan gücü ve tecrübe sahibi olması
– Boru, profil ve ray haddehanelerinin bulunması
– Tekstil sektöründe yurtiçinde ün yapmış firmaların bölgede imalathanelerinin bulunması
– Otomotiv sanayi ana girdilerinden biri olan yassı çeliğin en büyük üreticisinin bölgede olması
– Demir–çelik ve buna bağlı yan ürün sanayinde çalışan çok sayıda KOBİ olması
– Bölgede uluslararası ölçekte iş yapma kabiliyeti olan seramik firmalarının mevcut olması
– Doğalgaz kullanımına geçilmeye başlanması
– Özel sektörün enerji sektörüne olan ilgisi
– Metan gazı ve bio-enerji potansiyelinin fazla olması”
Bu değerlendirmede özellikle “madencilik” ve “demir-çelik” sektörlerinde yerleşmiş kültürün bulunması, yetişmiş ve tecrübe sahibi eleman bulunmasından söz edilmiştir. Yerinde bir tespittir; bilimsel tabanı bulunmaktadır. Ancak, gemi sektöründeki büyük problemlerin, demir çelik sektöründeki sorunların giderilmesi zaman alacaktır.
Madencilik (kömür) sektörünün, gerek kamu, gerek özel, gerekse Pazar anlamında birlikte değerlendirilmesi, ciddi politika üreten, sosyoekonomik, kültürel, hukuki, mali ve sosyopsikolojik-sosyolojik çalışmaları gerçekleştirecek olan Maden Akademisinin ve Maden Konseyinin kurulması gerekmektedir.
Böylece, özelleştirme ve kamulaştırma girişimlerinin belli ulusal-uluslararası politikalar ekseninde kotarılması gerekir.
Demir-Çelik sektörünün geleceği konusunda, 2008 tarihli bir çalışmanın değerlendirmesini sunuyorum. Bu değerlendirme, www.subconturkey.com/.../haber-Deloitte-Turkiye-demir-celik-sektorunun-gelecegini-masaya-yatirdi.html adresinden 11/07/2010 gün ve 21.56 saatinde alınmıştır:
“Rapor, 25 milyon tonluk üretimiyle dünyada 11 inci, AB de ise 3 üncü sırada bulunan Türkiye demir çelik sektörünün varolan sorunlarına rağmen dünya ölçeğinde giderek daha aktif bir oyuncu olacağını ortaya koyuyor. Bunun temel nedenleri arasında demir çelikteki küresel gelişmelerin Türkiye nin lehine olması ve sektördeki işçilik maliyetlerinin, sunulan kaliteye oranla hayli düşük olması gösteriliyor.
Olumlu küresel gelişmelerin başında Çin ve Hindistan ın düzenli olarak artan demir çelik talebi ve 1996 yılında AB ile yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması ile AB pazarının Türk ihracatçılarına açılmasının sonuçları geliyor. Örneğin, 2000 yılında 12,7 milyar Euro ithalat gerçekleştiren AB25 ülkeleri 2006 yılında bu rakamı 30,1 milyar Euro ya yükseltmiştir. Bu ülkelere yaptığı ihracat 1,8 milyar Euro düzeyine ulaşan Türkiye AB25 ülkelerinin dördüncü ana tedarikçisi konumundadır.
En temel sorun arz - talep dengesizliği
Deloitte Türkiye’nin çalışmasına göre, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde çözmesi gereken üç temel güçlük bulunuyor. Bunların ilki ve en önemlisi üretim profilindeki yapısal bozukluk. Bu, yassı ürünlerin üretiminin iç tüketimden daha az ve uzun ürünlerin üretiminin ise iç tüketiminden daha fazla olmasından kaynaklanıyor. Yassı ürünlerde üretim iç talebin yaklaşık yarısını karşılarken, uzun ürünlerde iç talebin yaklaşık iki katı üretim yapılıyor. 2006 yılı itibariyle uzun ürünlerdeki arz fazlası 8.8 milyon ton, yassı ürünlerdeki arz açığı ise 5.8 milyon ton seviyelerine yükseldi.
Türkiye de birçok demir çelik üreticisini uzun ürünlerde ihracata bağımlı hale getiren bu yapısal sorunun giderilmesiyle sektörün çok daha sağlıklı ve güçlü bir hale geleceği ifade ediliyor.
AB ye uyumda Ulusal Yapılanma Programı ve riskler
Sektörün AB müktesebatına uyum çerçevesinde, yapısal sorunlarını çözmeyi hedefleyen Ulusal Yapılanma Programı kamu yardımları ile uzun ürünlerde kapasitenin azaltılmasını, yassı ürünlerde ise kapasite artışını ve daha katma değerli ürünlere yönelimi hedefliyor.
Halen yeterince firmanın bu programa dahil olmamasının endişe verici olduğunu vurgulayan rapor, programa katılmanın artıları ve eksileri üzerinde duruyor. Programa dahil olmak en azından 2010 yılında kadar kapasite artışı yapmamak ya da bu konuda Avrupa Komisyonunun onayına tabi olmak anlamına geliyor. Öte yandan programın dışında kalan demir çelik işletmeleri de anti-damping ve anti-sübvansiyon soruşturmalarına maruz kalma riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir diğer risk de programın dışında kalan ve bir şekilde devlet yardımı almış firmaların aldıkları miktar kadarını faiziyle birlikte kamuya geri ödeme ihtimalinin bulunması.
Çalışmada, Ulusal Yapılanma Programı nın başarılı olması halinde sektörün yapısal dönüşümünü gerçekleştireceği ve geleceğe güvenle bakabileceği vurgulanıyor.
Raporda dikkat çekilen diğer bir durum ise, sektörün Gümrük Birliği ne girişiyle birlikte AB nin Ortak Gümrük tarifesini uygulamak durumunda kalması. Böylelikle Türkiye nin üçüncü ülkelere yönelik anlaşmaları geçersiz olacak. Sektörü koruyan duvarlar ortadan kalkarken iç pazar ithalata daha açık hale gelecek ve kırılganlığı artacak”.
Sözü edilen çalışma, özellikle bir noktaya vurgu yapmaktadır:”Ulusal Yapılanma Programı kamu yardımları ile uzun ürünlerde kapasitenin azaltılmasını, yassı ürünlerde ise kapasite artışını ve daha katma değerli ürünlere yönelimi hedefliyor”. Raporda bu ve benzeri yaklaşımları tam olarak tespit edemedik.
Öncelikli sektörler bazında zayıf noktalarda ise şu başlıklar tespit altına alınmıştır:
– Girişimcilik kültürünün temellerinin olmaması
– KOBİ’lerin ulusal ve uluslararası destekler konusunda farkındalık ve faydalanma oranının düşük olması • Üniversite ile sanayi işbirliğinin zayıf olması
– KOBİ’ler arasında işbirliği kültürünün yerleşmemiş olması
– Üretimde ithal ara malı girdisine bağımlılık
– Bölgeden yapılan marka, patent ve faydalı model başvuru adedinin düşük olması
– Dış ticaret kabiliyetinin gelişmemiş olması
– Bölgede orman alanlarının çok olmasına rağmen orman ürünleri sanayinin gelişmemiş olması
– Bölgede serbest bölge, teknopark, teknoloji geliştirme bölgesi ve AR-GE merkezlerinin bulunmaması
– Ormanlarda bulunan kozmetik ve ilaç sektöründe kullanılabilecek bitki envanterinin belli olmaması ve bunların değerlendirilememesi
– Sanayi gelişimi için yeterli ve uygun arazi sayısının az olması
– Firmalarda AR-GE çalışmaları ve inovasyon bilincinin yeterli düzeyde gelişmemiş olması
Bölgeye özgü serbest bölge modelinin geliştirilmesi, bölgenin Karadeniz İşbirliğine entegre edilmesi, yeni alternatif kalkınma modellerinin oluşturulması gerekmektedir. Daha önce de belirttiğimiz üzere, AR-GE ve TEKNOPARKLARIN cazip ekonomik, bilimsel ve kültürel unsurlarla desteklenmesi gerekmektedir. Bölgenin, sadece bir bütün olarak kalkınması değil; sektörler bazında ve belli başlı sektörleri güçlendirecek mahiyette programa dahil edilmesi gerekir. Örneğin, kömür, metan, demir-çelik ve türevleri, teknolojik parkları, kültürel çalışmalar (kongre turizmi, sanat turizmi, basın-yayın-iletişim alanında) serbest bölge ilan edilebilir.
Bu görüşümüze rapordan destek şu yaklaşımla gelmiştir:
“Üniversite-sanayi-kamu işbirliğinin kurulmasını sağlamak amacıyla, özellikle Ar-Ge faaliyetlerine ve teknopark oluşturma çalışmalarına destek verilmelidir. Örneğin Karaelmas Üniversitesi bünyesinde projelendirilen ve yapımı devam eden Merkezi Laboratuvar Projesi kapsamında, kömür, biyo-teknoloji ve çevre kirliliği konularında araştırmalar yapılması planlanmaktadır. Dört yıl içinde cihazlarının da tamamlanacağı söylenen proje ile, teknoparka yönelik ilk adımın atılmış olacağı değerlendirilmekte ve ayrıca Devrek’te uygun orman ürünleri sanayi gelişim potansiyelinden dolayı Orman Endüstri Mühendisliği Araştırma Merkezi kurularak sanayiye destek verilmesi düşünüldüğü bilinmektedir. Bu uygulamalar sanayinin farklı sektörlerinin ihtiyaç duyacağı teknoparkların ilk adımları olarak görülebilir. Benzer uygulamalar Karabük Üniversitesi’nin de gündemindedir”.
Ulaşım imkanlarının geliştirilmesi adına, devlet destekli bir kalkınma çabasına girişilmelidir. Mutlaka şehir içi köprülü yolların, şehir dışında tünellerin, şehir dışında, şehri Ankara-İstanbul eksininde bağlayıcı viyadüklerin, tren yollarının yapılması ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu çabaların yerel imkanlarla gerçekleştirilmeyeceği açıktır; bu sebeple, Zonguldak, kalkınmada devlet destekli alt yapıda model kent seçilmelidir. Özel sektöre ise vergi oranları azaltılmış, sigorta muafiyetleri tanınmış bir çekim unsurları tanınmalıdır.
XI-) Temel Hedefler Açısından İnceleme:
Raporun, “Temel Hedefler” başlığı altında şu görüşlere yer verilmiştir:
“1. TEMEL HEDEFLER
1.1. POTANSİYEL ARZ EDEN SEKTÖRLERİN GELİŞTİRİLEREK BAĞIMLI İSTİHDAM YAPISININ DEĞİŞTİRİLMESİ
Taşkömürü üretiminde esas belirleyici aktör TTK’dır ve bu alanda TTK’ya tabi olmayan özel sektör yatırımları fazlasıyla sınırlıdır. Bölgede istihdam yapısının bağımlı olarak nitelendirilmesinin esas gerekçesini de TTK’nın durumu oluşturmaktadır. Demir-çelik sektörü söz konusu olduğunda bölgedeki iki büyük fabrikanın varlığı ve bunların özelleştirilmiş olması özel sektör yatırımları açısından ciddi bir olanak olarak değerlendirilebilir. Ancak demir-çelik sektöründeki özel sektör yatırımları da birkaç örnek dışında günümüzde rekabetçiliğin en temel unsurlarından olan katma değer yaratma ve yenilikçilikten uzak bir görünüm arz etmektedir”.
Bu tespitler yerinde olmakla birlikte, TTK’nın giderek ekonomik anlamda temel aktör olmasından vazgeçilmesi anlamında bir değerlendirmeye yol açması bakımından önemlidir.
TTK baş aktör olarak kalmalı ve Taşkömürü Politikası oluşturulurken, hem üretici, hem okul, hem hakem, hem de lider özelliğini korumalıdır. Taşkömürü konusunda alternatif modeller oluşacak ise mutlaka TTK’nın varlığını koruması ve yönlendirici olması şarttır. Özel sektörün de geliştirilmesine katkı verilmesi aşamasında, gerekli alt yapı ve kontrol, güvenlik ve destek unsur ve birimlerini ciddi ve etkin olarak kurması ve kullanması takip edilmelidir.
Demir-Çelik sektörü anlamında özel sektörün varlık kazanması kısıtlı ve sınırlı alan ve ekonomik imkanlarla mümkün olabilmektedir. Bu örneklerin çoğalması adına ulusal ve uluslar arası demir-çelik sektörünün bugünü ve geleceği, olumlu ve olumsuz seyir başlıkları analiz edilmelidir; edilmektedir de. Bu hususlar ışığında ciddi bir kalkınma modeli oluşturulmalıdır.
Kurumsallaşma ihtiyacı ve aile şirketlerinin yapılarının güçlendirilmesi bölgenin ekonomik kalkınmasının itici gücü olacaktır. Bu yönlü tespitlere katılmaktayız. Bu anlamda, eğitim ve vizyon programlarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Üniversitenin imkanlarının da artırılması şarttır. Özellikle Zonguldak olarak, Karaelmas Üniversitesine moral, maddi ve manevi anlamlarda ciddi ve iz bırakan katkıları vermek ve sahiplenmek gerekir. Şehrin dışında bir yapı olarak kabul etmekten çok; şehir bilim ve kültürünün temel ve vazgeçilmez aktörü olarak içselleştirmek gerekmektedir. Yerel idarelere bu anlamda önemli görevler düşmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Filyos Vadi Projesinin kapsamı, nitelik, alt yapı ve vizyonu konusunda Zonguldak özelinde yeterli bilgilendirme çalışması yapılmamıştır. Birçok kişi bu projenin gerçekleşmeyeceğine inanmış gibidir. Gerçekten bu projenin maliyetinin, ulusal ve uluslar arası ekonomi, ticaret ve güç odaklılık çerçevesinde olabilirliğinin de anlatılması gerekir. Ortaya ciddi ve kapsamlı bir kalkınma modeli veya modelleri getirilmelidir. Belli alanların desteklenmesi, güçlendirilmesi ve katma değeri böylece yaratmanın yolları aranmalıdır.
XII-) Kent-Kır Bağı:
Planda, kent-kır arasındaki bağın, kentleşme seyrine mani olduğu anlayışı dile getirilmiştir: “…Bu sebeple bölgede kır ile kent arasında yerleşim yeri özellikleri görülmekte, kentlilik bilinci de oluşamamaktadır”. Yine raporda, “Küçük ve dağınık arazi yapısının tarıma elverişli hale getirilmesi, Kırsal alanlarda tarımsal faaliyetlerin yaygınlaştırılması, Üretim, depolama ve pazarlamada organizasyonun sağlanması, Organik tarım ve sanayiye dönük tarımsal üretim olanaklarının değerlendirilmesi, Su Ürünleri ve Arıcılık Faaliyetlerinin Desteklenmesi, Maddi Olmayan Kültürel Varlıkların Üretim, Koruma Ve Aktarım Olanaklarının Sağlanması” hususlarında analizler yapılmıştır. Kırsal kimliğin ve varlığın korunması ve kuvvetlendirilmesi adına kentlilik olgusunun zayıflatılmasına da yol açılacak mıdır?
Buradan hareketle, kırsal ekonomik faaliyetlerin profesyonel üretim birlikleri, özel üretim yapıları, kiralama suretiyle özel üretim alanlarının güçlendirilmesi gibi bazı çalışmalara girişilmelidir. Rapor burada mevzuat çerçevesinde model getirmeli; model oluşturma niyeti yoksa özel girişimin güçlendirilmesi anlamında somut veriler ve başlıklar sunmalıdır.
Eğitim ve meslek edindirme çabalarına yönelik olarak, bölge ve ülkenin ihtiyaçları, gelecek vizyonu ve bölgesel gelişim eğilimleri dikkate alınarak çalışmaların projelendirilmesi gerekir. Yani, demir-çelik sektörü var diye, gemi sektörü kuruldu diye, gemi mühendisliğinin, metalurji mühendisliğinin desteklenmesi yerinde midir? Bu hususlar, tamamıyla sektör temsilcilerinin, bilim çevrelerinin ve Ulusal programın söz söyleyeceği alan olarak kabul edilmelidir.
Şehir yaşantısı ve kentleşme becerisinin ortak bir parametresi var mıdır bilmiyorum; ancak şehirde yaşamanın somut kriterlerinden birisi de “bir şehir yaşantısına dair içine sinen bir duygu yoğunluğunun varlığıdır”. Bu şehirde yaşamaktan keyif almak, rahat olmak ve ihtiyaçlarının karşılanacağından emin olmak sadece kişiden kişiye değişen ama özde insani olan duygulardır. Ortalama bir bireyin, ulaşım, sağlık, eğitim, adalet, güvenlik, kültür ve spor başlıkları altında özetleyebileceği imkan, ihtiyaç ve beklentilerinin azami karşılandığına yönelik verilerin sayısal değerlerinin çokluğu veya azlığı bir parametre olabilir. Şehir dayanışmasının yükseldiği, temiz çevre- çevreye duyarlı insanlar, kurumlar diyalogunda, insanların kendilerini kentin parçası kabul etmeleri de önemli veridir.
Şehir ihtiyaçlarının ve beklentilerinin belirlenmesi de ayrı bir bilimsel çalışma gerektirir. Dolayısıyla, sivil inisiyatiflerin güçlendiği bir kent olgusunun asıl gideceği yön, bir şehir anayasasının yapılması ihtiyacında belirir.
Bu ihtiyacın ve gerekliliğin bir kez daha üzerinde duruyorum.
2. BÖLÜM:
SORUNLARA ÇÖZÜM TEKLİFLERİMİZ
Sorunların tespitine yönelik olarak yapılmış raporun hazırlayıcılarını kutlarız. Ciddi ve kapsamlı bir çalışma örneği vermişlerdir. Zonguldak özelinde sorunlara çözüm oluşturma ve vizyon geliştirme çabalarının başlaması için “niyetin” belirlenmesi ve “ortak niyetin hedeflenmesi gerekir”. Şehir demokrasisi açısından, bireylerin, sivil inisiyatiflerin, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin yaklaşımlarının ortak zeminde uyuşması gerekmektedir. En azından ihtiyaç ve beklentilerin bir düzlemde buluşması yerinde olabilir.
Bu anlamıyla;
1-) Ekonomik anlamda kalkınma ve gelişme için, sektörlerden tercihlerde bulunulabilir. Örnek olarak, hemen her sektöre yakın durmak yerine, ilaç, otomotiv, kongre turizmi, sağlık alanında uzmanlaşma (kanser, çocuk, organ nakli ünitelerinin kurulması gibi), eğitim, kültür ve madenleşme tercih alanı sayılabilirler.
2-) Kentleşme düzeyinin yükselmesi adına, ulaşım ve çevre sorunlarının giderilmesi gerekir. Mutlaka merkezi idarenin ulaşım alanında (şehir içi- şehirler arası) ciddi yatırımlara davet edilmesi gerekir.
3-) Çağrı Modeli; Bu modelle, gerek ulusal yatırım odaklarına (şirketler, konsorsiyumlar, Bakanlıklar vb.) gerekse uluslar arası yatırım odaklarına çağrı yapılarak Zonguldak özelinde ekonomik anlamda ilgi oluşturulabilir.
4-) Serbest Sektör (ve dahi Bölge) Modeli; bu modelle, belli sektörler veya kesimler serbest bölge şartlarına kavuşturulabilir. Örneğin Filyos Vadisinden evvel, Çaycuma, Zonguldak Merkez, Ereğli Merkez, sektörel anlamda veya kesimler açısından ( teknopark, kültür ve kongre turizmi açılarından) serbest alan ilan edilmelidir.
5-) Maden Akademisi ve Konseyinin kurulması.
6-) Şehir Anayasasının İlanı.
7-) “Zonguldak’ın Gelecek Günleri” temalı birkaç sektör ve alanda aktif, somut ve etkin çalışacak “Bilgilendirme ve İkna” yapılarının oluşturulması: Bu hareketle, sektörel düzeyde, bilimsel düzeyde, kentlilik, adalet, sanat, kültür ve spor alanlarında Zonguldak’ın geleceğinin şekillendirileceği “Ar-Ge çalışmalarına, flaş ve spot fikirlere, etkili girişimlere” hız vermek gerekir.
8-) Merkezi idarenin ilgisini çekmek
9-) Kentleşme olgusunun “hukuk ve adalet eksininde geliştirilmesini mesele edinmiş bir çalışma metodu yürütmek” çerçevesinde çalışmalar yürütülmelidir.
Bu ve benzeri çalışmalar ile sorunları tespit edilen Zonguldak’ımızın çözümlerinde de “farklılıklarla ortak hedefe ulaşmak” becerisini gösterebiliriz.
Saygılarımla.
Av. İbrahim Kerem ERTEM
Zonguldak Barosu Başkanı |