Home / Genel / Yeni Adli Yıl Başladı.

Yeni Adli Yıl Başladı.

Yeni adli yıl 01.09.2015 tarihinde Atatürk anıtında yapılan törenle açıldı.törende Baro Başkanı Av.İbrahim Kerem ERTEM’in yapmış olduğu basın açıklaması aşağıya çıkarılmıştır.

Değerli Meslektaşlarım,

Değerli Basın Mensupları,

Öncelikle, son birkaç ay içinde, yüreğimize kor olarak düşen ve hergün aşılanan şehit haberleri, dağları eritir niteliktedir. Şehitlerimize, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet diliyor, terörü, adı ne olursa olsun, nereden gelirse gelsin kınıyor, lanetliyoruz.

Değerli Meslektaşlarım,

ADİL OLMA” ÇABASI HER DÖNEMDE İHMAL EDİLMEDİ, EDİLMEMELİ DE:

“Josey Wales, Etik ve Adalet” başlıklı Vahşi Batı’yı işleyen filmlerdeki etik ve adalet anlayışını işleyen yazısında Metin Gönen’den ödünç aldığım şu paragraflar adalet anlayışının “en vahşi dönemlerde dahi yaşam alanı bulduğuna değinir”: Vahşi Batı’daki her türlü çürümüşlüğe rağmen, etik bir tutum olarak haksızlığa hayır demek ve suçluları cezalandırarak adaleti sağlamak için bir araya gelmek … Ve yine Gönen, yazısını şöyle tamamlar; “Koşullar ne olursa olsun, haksızlığa hayır demek ve suçluların cezalandırılarak adaletin sağlanması her zaman mümkündür…”

Adaletin, Habil’in, kardeşi Kabil tarafından öldürülmesinden sonra başlayan bir hakkı tesis etme mücadelesi mi olduğu, yoksa bir başucu kitabı mı olduğu tartışılabilir. Kanımızca tartışılmayacak olan, adaletin bu dünyanın her cm2’sinde, hayatın her alanında, hayatın her anında, insanı insan yapan anahtar değer olduğudur. Ve şunu da söylemeliyiz ki, adalete ulaşmak, onu korumak ve değerine değer katmak, açıkça bir mücadeledir; bu mücadele insan içindir; mücadele, adil olma peşinde koşanlarındır.

Aliya İzzetbegoviç’in yargılandığı Saraybosna davasında savunmasında; “…Benim gizleyecek hiçbir şeyim yok, ama belki mahkemenin olabilir. Kendimi mümkün olduğunca geniş bir kamu önünde savunmak istiyorum; çünkü, masumum ve savunmamı sadece yargıca değil Yugoslavya’da ve ötesinde bulunan her dürüst kadın ve erkeğe vereceğim; ve bir şeyleri gizleyen herkes açıkça yanlıştadır” dediğini biliyoruz. Oradan devam edelim; eğer insanı yaşatmaktan söz edeceksek, maceramız, çabamız veya emelimiz buysa, adaletin peşinden koşmalı, adaleti peşimizden koşturmalı; sınırlar tanımadan adaleti, hukuku, hakkaniyeti, hayatın içinde egemen kılmalıyız.

Değerli meslektaşlarım,

ADALET, SALT YARGININ İLGİ ALANINDA DEĞİLDİR!

Adalet, sadece yargı faaliyetlerinin temel amacı da değildir. Adalet, idari mekanizmaların da iş ve eylemlerinde gözetecekleri, eşitlik ve kamu yararı ile koşut değerdir; biz böyle anlarız. Yerelden ulusala uzanan yönetim kademelerinin, bireylere, topluma, sivil inisiyatiflere ve onların taleplerine değer vermelerini bekleriz. Bu merciilerin karar alma ve uygulama mekanizmalarını modern ve demokratik yönetişim ilkeleriyle aktüel etmeleri gerekmektedir. Demokratik taleplerin, yönetim kademelerince öncelikli değer olarak kabullenmelerinin, özellikle yerel yönetimde “adalet ve eşitlik bağlarını güçlendireceği” açıktır. Bu noktada, birey hakları ile kamusal haklar veya kamu yararı arasında dengenin kurulması, birey haklarının, İmar Kanunu, Kamulaştırma, Enerji ve Maden Hukuku alanlarında “kamu yararı nitelemelerine” peşinen mağlup sayılmaması da, “haklar adaleti” bakımından çok önemlidir.

Değerli Meslektaşlarım,

DEMOKRASİ, HAK VE HÜRRİYETLERLE GELİŞİR. TOPLUMSAL ADALET ANLAYIŞI YEREL VE ULUSAL YÖNETİŞİM İLKELERİYLE DONATILMIŞ SİSTEMLERLE SAĞLANABİLİR:

Demokrasinin; eşit ve hür bireylerin, yönetimleri belirleme ve yönetimlere katılma haklarını, seçme ve seçilme haklarını, temel hak ve hürriyetleri, sağlıklı yaşama hakkını, sosyal güvenlik hakkını, toplanma ve gösteri hürriyeti alanları başta olmak üzere, her nesil haklarını engelsiz kullanabilmeleri anlamına da geldiğinde duraksama yoktur. Bugün demokrasi kavramı, sadece söz söyleme ve sözünü dinletme hakkı olarak ele alınmamaktadır; geniş bir yelpazeyi, gökkuşağı gibi yüzlerce renk tonunu içeren sosyal dokunun korunması ve geliştirilmesinden yana olmayı da ifade eder. Ve demokrasinin var kılınması için, dağlarında, ovalarında, köylerinde, şehirlerinde kolluk unsurları dışında eli silahlı kimsenin korku, yıldırma, tehdit, şiddet oluşturmaması gerekmektedir. Terörün bu topraklardan silinmesi adına, “ortaklaştırılmış barış ve huzur halini sağlayan farklılıkları, toplumsal gökkuşağı sayan bir bütünlük halinin sağlanması” ve bu halin tekelleştirilmesi gerekmektedir.

Öyle ki, modern demokrasinin, hak ve hürriyetler temelinde yükselmesinin mümkün olabileceği bizce açıktır. Bunun yanında, modern yönetişim ilkeleriyle donatılmış yerel yönetim mekanizmaları ile güçlendirilmiş “yöneten parlamenter rejimin”, toplumsal adaletin de anahtarı olduğunu bir kez daha belirtiriz.

Saygıdeğer Meslektaşlarım,

ADALETİN SAĞLANMASI ÇALIŞMALARI HAYATIN İÇİNDEDİR; HUKUKA UYGUNLUK SORUNU İSE AVUKATLARIN DA YER ALDIĞI SÜREÇLERDE GİDERİLEBİLİR:

Adaletin sağlanması faaliyetleri, mahkeme salonlarında, icra dairelerinde, keşif mahallerinde, kolluk merkezlerinde, yakalama veya gözaltına yapılan yerlerde, sokaklarda, meydanlarda, “hukukun uygulanması yada uygulanmaması” ikileminde tartışma konusu olmaktadır. Kuşku yok ki, avukatlar ve Barolar olarak, adaletin tecellisi süreçlerinde, aktif rol beklediğimizi ifade ediyoruz; sürekli olarak yargının bağımsız ve tarafsızlık iddiasında, avukatların da paydaş olması gerektiğini belirtiyoruz. Ancak, bu söylemler, kimi yargısal unsurların ve genel olarak siyasetin çalışma ve ilgi alanlarında karşılık bulmamaktadır.

Siyaset ve bürokrasi, etki ve eylem alanlarını, yargısal alanda yapılan her yasal değişiklikte (mahkeme yönetim sistemi, ön büro uygulamalarında, adliye giriş rejimlerinde), kanun yapımında (temel yasalardaki köklü değişikliklerde), yeni kurumlar ihdasında (arabuluculuk ve bilirkişilik kurumunda) avukatlar, Türkiye Barolar Birliği ve Barolarla paydaşlığı kabul etmemektedir. Bu minvalde, adliyelerde, Baroların, adli yardım ve zorunlu müdafilik dışında başka alanlarda yargısal değer taşıyan faaliyetlerde rol paylaşımına dahil edilmediğini söylemek durumundayız. Oysa, adalete ulaşma çabaları, hayatın her alanında, nitelik değiştirse dahi varlığını sürdürür; bu varlık, hukuka uygun olup olmama sorununu beraberinde yaşatır. Eğer bu süreçlerde avukat varsa, hukuka uygunluk ve adil yargılamadan söz etmek mümkün olabilecektir. (Bknz. AİHS 6.madde uygulaması, Directorate General of Human Rights Council of Europe F-67075 Strasbourg Cedex © Council of Europe, 2001)

Saygıdeğer meslektaşlarım,

Gelinen noktada;

Avukatın varlığından ve fonksiyonundan çekinmeyen, avukatı yargı erkinin işleyiş süreçlerine katan, yargılamanın tez-antitez-sentez süreçlerinde avukatsız olmanın adil yargılamayı geciktireceği fikrinde ittifak eden “yeni bir yargı anlayışına” bayrak açmaktayız.

Baroları, idari mercilerin kararlarına karşı dava açmaktan mahrum kılan Danıştay anlayışına inat, içinde bulunduğu toplumuna, sivil yaşantısına, bireysel ve toplumsal değer ve haklara, hatta ödevlere; hukuk disiplini ekseninde katkı ve ses verecek, yeni bir “hak hakemliği” rolünü devşirmek amacındayız.

Değerli Meslektaşlarım,

ADALET ANLAYIŞI, HALKA RAĞMEN KURULACAKSA, HANTAL BİR YAPIDAN SÖZ EDERİZ:

Zonguldak Barosunun özellikle 1980’lerdeki kaos ortamında geliştirdiği özgürlükçü toplum düzenini şiar edinmiş bizler, siyaset, etnik kimlik, cinsiyet, dil, din ve felsefe ayrımı yapmaksızın her insanı değerli sayan, ulusun birlik ve bütünlüğünü esas umde sayan, haklar ve hürriyetler düzleminde, “evrensel hukukun uygulanmasını” başlıca ilke sayan bir anlayışın temsilcileriyiz.

Buradan söylemek isterim ki, adalete dair, adliyeye dair, hukuka dair, adil yargılanmaya dair atılacak her adımda avukatları, Türkiye Barolar Birliğini ve Baroları dinlemek ve katkılarını almak zorunluluğu vardır; bundan kaçış, hakkaniyet ve adil yargılamadan kaçıştır.

Bu uğurda, yargı mercilerine, Yüksek yargı mercilerine, siyasilere, parlamenterlere anayasal bir ödev düşmektedir: Yargısal faaliyetlere, adliye hizmetlerine, kanun yapımından tüzük, yönetmelik, genelge, özelgeye varan silsilelerde, adliye yönetimlerinden, adalet bürokrasisinin işleyişlerine varan eksende, adil yargılamanın tesisini halksız olmadan gerçekleştirmek imkansızdır. Çünkü, yargı Türk Milleti adına karar vermektedir.

Bu noktada, siyasete de sesleniyorum; adliyeye dair, adalete dair, hukuka dair, adil yargılamaya dair, avukatın rol almadığı her adım, adalet anlayışını dinamik kılmadığı gibi, halka rağmen oluşmuş, hantal bir adalet anlayışını var kılar.

Değerli meslektaşlarım,

Doğal yargıç ilkesini savunmaya devam edeceğiz; özel mahkemeler ve özel mahkeme usulleri, açıkça, hukuki güvenlik hakkının ihlalidir; bundan sonra da özel yargılama mantığına karşı olacağız.

Hakim teminatı ilkesinin de savunulmasında ısrarcıyız. Anayasamızın 138/1 ve 140/2.maddeleri hükmü gereğince görevlerinde bağımsız olan, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm veren, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yapan hakimler, Anayasa’ya göre, azlolunamaz, kendileri istemedikçe ve yaş sınırını doldurmadıkça emekliye ayrılamaz, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Hakim teminatının ihlal edildiği uygulamaların son bulmasını beklemekteyiz.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin, geliştirilmesi ve kökleşmesi önemlidir. Bu bakımdan, Anayasanın ve uluslararası hukukun evrensel değerlerinin, hukukumuzda, “hukukun, kanunların ve vicdanın hakemliğinde, adil yargılanma ekseninde işlev kazanması” ve “yargının kurucu unsurlarının, dış etkenler yanında kendilerinden bile bağımsız olma” kural ve mottosuna uygun faaliyette bulunmaları konusunda ısrarcı olduğumuzu ifade etmek isteriz.

Değerli Meslektaşlarım,

Jagues Verges, dünyaca ünlü ceza avukatıdır.  “Savunma bir sanattır” diyor Vergés ve dava dosyasını bir roman, bir trajedi olarak kabul eder ve şu yorumu yapar: “Biz avukatlar, hukuki bir dosya karşısında, daha çok sinema montajcısına benzeriz. Çekilmiş film parçacıklarına, yani sorgu tutanaklarına dayanarak, savcı ve savunma avukatı iki ayrı öykü anlatacaklardır. Bu öykülerden biri yalan, diğeri doğru değildir. Çünkü ikisi de birer hakikati dile getirir, tek hakikati değil.”

Avukatların, “salt gerçeği seslendirdikleri”, bütün çabalarının “adaletin gerçekleşmesini sağlamak ve müvekkilinin sesini duyurmak” olduğu unutulmasın; antitez dinlenmeden ne tezin, ne sentezin, yani hükmün bir anlamı vardır!

Yeni Adli Yılınızı kutlarım, çabanız uğurlu olsun!

 

Av.İbrahim Kerem Ertem

Zonguldak Barosu Başkanı

DSC_1051 DSC_1024 DSC_1025 DSC_1029